Patlak Lastik Sendromu ( ida run Zeus 35k)


#1

Yeşilyurt ve Adatepe’nin ismini duymuş bir türlü görmek şerefine nail olamamıştık. İda Ultra 14k köy koşusuna 2017 de o niyetle katılmıştık. Hava şartları nasıl olur diye çok endişelenmiştik Ancak süper bir hava bizi karşılamıştı. Güre sahilinde tshirt ile oturup balık bile yemiştik. Yarış sonrası arabamız ile Zeus Altar’ı ,Sütüven şelalesi ,Hasan boğuldu’yu gezmeye gitmiş ,zeytinlikler arasından geçerken ida ultra işaretlemelerini görünce iştahımız kabarmıştı…Demek diğer parkurlar buradan geçiyordu. Seneye daha uzun parkur mu koşsaydık…2018de o niyetle 35k run zeus a yazılmış, hatta daha fazla ITRA puanı için 60k yı zorlasak mı diye de düşünmüştük.
30 kasım cuma gecesi 22.30 civarı Güre’ye vardık. Spor salonunda hala kit dağıtıldığını görünce bugünün işini yarına bırakmayalım diyoruz.(iyi ki de öyle yapmışız).Otel etkinlik alanına 50 metre ancak sıcak suyu akmıyor ve çatı katı buz gibiydi. Sabah 9 da KOÇHEALTHCARE atletizm ve koşu takımından arkadaşlarımızla servise binip start alanı olan Yeşilyurt köyüne geçiyoruz. Yarış öncesi kedili resimlerimizi çekinip


14k ve 35 k cılar beraber start alıyoruz .Eşim Fatih de dahil olmak üzere herkes kendi yoluna, kendi yolculuğuna başlıyor…
Hava soğuk, yolun ilk 15 k sını biliyorum. İlk 2 km yi yokuş yukarı koşmadan ama hızlı hızlı yürüyerek çıkıyorum. Baton almaya gerek duymadım???!!!
2,5 km den sonra yokuş aşağı inmeye başlıyoruz. İnişlerde gereksiz çok hızlı koşuyorum…Yer yer asfalttan geçiyoruz. İşte o sırada ayağımdaki salomon speed lerin hiç de buraya uygun olmadığını anlıyorum , (halbuki geyik parkurunda ne iyilerdi,)ama son pişmanlık fayda etmez… Asfalt yol henüz bitmeden ani bir dönüşle yaklaşık 10.kmde zeytinliklerin içine giriyoruz . Yol dar ve çamurlu ,geride kalırsan kalırsın…Yaklaşık 10 kişiyi orada geçiyorum. Derken ilk sürpriz :1.dere geçişi atlasam okadar uzağa adımım yetmez, basacak taş arıyorum yok, ayakkkabımı çıkarsam vakit kaybı ; suya dalıp ıslanarak geçiyorum ve tabi ki de ayakkabım ağırlaşıyor…Bir 4 km dar ve dik tırmanıştan sonra Adatepe’ ye yaklaşıyoruz ,son 50 metre Arnavut kaldırım ıslak ve kayan taşlara dikkat ederek 1.kontrol noktasına geliyorum.Geçen sene ile aynı süre 2saat 00dakika.İlk iş yedek çorabı çantadan çıkartıp değişiyorum,soda limon kraker alıp yola devam ediyorum.Adatepe’den çıkarken Adatepe’ye yeni gelen eşimle karşılaşıyorum "Tamam mı devam mı Fatih ?"diyorum "devam "diyor.
Tepede devasa çam ağaçları arasından geçerken bir yandan gönüllü fotoğrafçılar resimlerimizi çekiyor.


Hava mis.Derken yine yokuş aşağı inmeye başlıyoruz.Ben yine abartı hızlanıyorum.Zaten ya iniyorsun ya çıkıyorsun bu parkurda…BKZ yükselti eğrisi…
.
Derken her iki dizimin de dış tarafları hafif hafif ağrımaya başlıyor.Yaklaşık 22.kmlerdeyim…Yavaşlamak zorunda kalıyorum.2.dere geçişine geldiğimizde artık yokuş da bitmişti.Önümde arkamda yaklaşık 6 kişi durum vaziyet değerlendirmesi yapıp imece usulü taşlar diziyoruz dere içine ki geçebilecek bir yer yapalım.Ablanın biri umarsızca öylesine dalıyor geçiyor,boşverin bişey olmaz diyor bizlere…Başka çorabım olmadığı için seke seke basarak geçiyorum dereyi az önce koyduğumuz taşların üzerinden…Bir süre düz gittikten sonra,3 ama en geniş ve derin dereye geliyoruz.Fotoğrafçılar ve dron oraya konuçlanmış zaten…Bu kez çorap-ayakkabı çıkartıp,paçaları sıvayıp giriyorum dereye…

Su nasıl buz,dizlere kadar soğuk tedavisi oluyor adeta.Çıkışta yapraklara ayağımı kurulayıp yola devam…O suyun temizliği,berraklığı,sesi…Ruhunuzu dinlendiriyor…Terkedilmiş çay bahöçelerinden ,alabalık havuzlarından geçip taş köprüye geliyoruz(mıhlı çay)Bu Kez organizasyonun insafı kuru kuru köprüden geçerek aşıyoruz dereyi.Keşke zamana karşı yarışmasak da tadını çıkartabilsek doya doya…Yine yokuş çıkmaya başlıyoruz…İnişe geçtiğimiz 27-28.km lerde dizlerimin ağrısı acıya dönüşmeye ve adım atmakta güçlğk çıkartmaya başalamakta…Yavaş yavaş arkada kalmaya başlıyorum,batonlular geçiyor yanımdan…Suda yürüyen abla”adımlarını küçült”diyor bana…Artık küçük bile olsa adım atamıyorum…Halbuki içimde koşacak 1000 kaplan gücü var…İyice yavaşlıyorum.Moral sıfır ,neredeyse ağlayacağım29.kmde artık pes ediyorum,tam oturup ağlamaya başlıyorum ki adının Cem olduğunu sonradan öğrendiğim bir koşucu “napıyorsun sen,hemen kalk,durursan hiç gidemezsin,bak şu kırmızı ev var ya orası 2.kontrol noktası Doyran,Hadi 500 metre kaldı diyor.Bak benim de dizim döndü devam ediyorum diyor…Eşimi araıyorum .25.Km de imiş.Sen bana yetişirsin diyorum…Elimde 2 odun parçası baton gibi destek alarak Doyrana varıyoruz.6km bişey kaldı 3km çıkış 3km iniş…Cem1hadi gidiyoruz geliyor musun “diyor.Tamam siz giidin peşinizdeyim diyorum…
Doyrandan çıkışta maraton kardeşliğinden Seda ile yürüyoruz biraz. Onda da ıt band sendromu varmış ama tek bacak dışa dönük garip bir koşu paterniyle yokuş yukarı gidebiliyor ve benden uzaklaşıyor…Derken Bade ve eşi Özgür yakalıyor beni , ben elimde odunlar onlar batonlarla biraz konuşuyoruz, sonra onlar da gözden kayboluyor. Normalde dünyanın en güzel manzarası görünen yerler ;sağda tüm Edremit körfezi hatta Midilli adası ,solda orman, bitmek bilmeyen acılı yol yüzünden ,sinir bozucu ve sıkıcı gelmeye başlıyor. Hepi topu 6 km kaldı.3 km çıkış ,hem de en kolayından ,3 km iniş ama en dikinden… Garmin saatimin şarjı bitiyor. (30,7 km ). Eşim Fatih arıyor. Doyran da cut off a takılmış.Servis ile geleceklermiş finishe.Kalıyorum bir dağın bir başında bir başıma… Son yokuşun başına geldiğimde şöyle bir derin nefes çekip Kayağı ilk öğrendiğimdeki gibi "Ben şimdi bu yokuşu nasıl ineceğim"korkusu ve anksiyetesi ile bakıyorum Altınoluk a tepeden…zikzak çizerek gideyim diyorum olmuyor, yere yatıp germe yapıyorum olmuyor, duruyorum ağlıyorum.Herhalde burada mahsur kaldım diyorum. Millet hızlı hızlı geçiyor ,at gibi koşup 10 dakikada inebileceğim yeri inemiyorum. Kimisi "iyi misin ,batonumu bırakayım mı ,yardım ister misin ?"diyor. Kimisi basıp gidiyor. Aynen lastiği patlamış bir kamyon gibi kalıyorum. Her İki diz IT band sendromu… Çalıştığım hastanede iki sene önce bir seminerde anlattığım IT band sendromunu bizzat yaşıyorum ,hem de en biçimsiz yerde. Geri geri yürümeye başlıyorum yokuş aşağı, ağlaya ağlaya…Başka çarem yok.iki kız geçiyor yanımdan .birisinin yanında buzcopan varmış ,vermeyi teklif ediyor .içiyorum .yaklaşık 15 dakika sonra biraz daha iyi hissederek Cut offa yakalanmadan inmeye çalışıyorum. Herhalde bir 50 kişiye geçiliyorum.İnsan hırs mı yapıyor ne, sindiremiyorum. Hem acıdan hem hırstan ağlıyorum.Altınoluka finişe mutsuz ve Ağlak bir suratla giriyorum. Sürem 6 saat 25 dakika …30.km’ye 5 saat7 dk da gelmişken ;Son 5,5 km’yi 1 saat 20 dakikada geçebilmişim. …

Çıkarılan Dersler;

  1. uygun ayakkabı önemli( benimki sertti)
  2. kalça abduktörleri gluteus medius güçlendirmek şart. Güçlendirme çalış
  3. ekimde kapadokya 63k,3 hafta sonra 42 km istanbul Maratonu,3 hafta sonra da 35k ida trail e yazılırken 2 kere düşün …
    4)Trail mi yol koşusu mu koşacaksın bir karar ver.
    5)yokuş aşağı çok hızlanma,basma
    6)ne olur olmaz yarışlarda yanında soğutucu sprey, kinesiotape, ve acil durum için Ağrı kesici taşı …

O gece uyku tutmuyor. Resmen depresyona giriyorum. Çünkü koşu benim terapim. Bir daha koşamamaktan korkuyorum. Yarış biteli tam bir ay oldu ve daha ancak iki kez ,6 şar km’lik koşuya çıkabildim.içimde yeniden ağrıyacak ve yolda kalacağım korkusu hala var. Tedavi yapıyorum kendime ama hakikaten yaşamak lazım mış. Eşekten düşen hastaya doktor getirmişler :bana doktor değil eşekten düşen birini getirin demiş…Eşekten düşen Fizyoterapist .


#2

Ayaklarınıza, kaleminize sağlık, her metresini kendim koşmuş gibi hissettim.

Ofiste olduğumuz şu zaman dilimden, soğuk derelerden geçmek iyi geldi.


#3

Kalemine sağlık hızlı tempo bir yazı olmuş :slight_smile: İyi bir sezon geçirdin, IDA’daki ITBS ile nazar çıkmış diyelim :laughing:

Uzun kesintisiz inişleri ile çok süratli ve bir o kadar keyifli parkur, insanın içinden durmak gelmiyor; haliyle ITBS için resmen davetiye çıkarıyor. Tam dediğin yerde benim iki diz de göz kırptı, biraz esneme ile anlaştık.

Çıkarılan derslerden 1,2,3’e katılıyorum. Orta ve uzun mesafelerde yastıklı ayakkabıların Don Kişot’u haline geldim, deneyimle sabit, çok fark ediyor. Dere geçişlerinde de bence iyi kuruyan çorap daha pratik, zaman kaybetmeden hiç tereddüt etmeden basıp geçiyorsun. Yalın ayak oraları geçmek bence daha riskli, olur ya bir cam veya taş kesiği aylarca hazırlığı çöpe atabilir, iyileşme süresince beklemek de ayrı bir dert.

2019’da bir sakatlık olmadan neşe ile parkurlarda karşılaşmak dileğiyle :v:


#4

Teşekkürler Mümin inşallah


#5

Geçmiş olsun. Aynı yarışın son 8 km si benim için de cehenneme dönüştü. ITBS sebebiyle acı çekerek tamamladım. 1 aydır bisiklete odaklandım hiç koşmuyorum, sizin gibi, koşamamaktan korkuyorum. Geçmiş olsun dileklerimle…


#6

Teşekkürler size de çok geçmiş olsun


#7

Bisiklette de sele seviyesini iyi ayarlamak gerekiyor,alçak sele …


#8

Valla o kadar trajediye gerek yok. Programinizi dogru yapmaniz yeterli :slight_smile: ben o oturdugunuz yerden cp ye kadar olan surecte agrima ragmen baya eglendim. Tesekkurler :+1:t6: